Miktar
Asya: Yere Göğe Sığmayan Beşik
Bir beşik sallanır…
Kimi zaman ninnilerle, kimi zaman sessiz çığlıklarla…
Asya, köklerinden aldığı güçle büyür; göğün mavisine, toprağın kokusuna, insanların kalbine dokunur. Onun hikâyesi, yalnızca bir yaşam öyküsü değil; aynı zamanda bir halkın belleği, bir insanın içsel yolculuğu ve özgürlüğe açılan kapıdır.
Her satırda bir sır gizlenir, her dönemeçte bir mücadele…
Aile bağlarının sıcaklığı, toplumun yüklediği yükler ve bireyin kendi sesini bulma çabası, Asya’nın yolculuğunda buluşur.
Bu roman, okuru kendi geçmişiyle yüzleştirirken, aynı zamanda geleceğe dair umut tohumları eker.
“Gökyüzü, berrak mı berraktı. Yıldızlar sanki billur gibi mavi bir suda oynaşıyorlardı, dans ediyorlardı. Ay yarımdı. Yüzü sabah sabah yıkanmamış çocuk yüzü gibi kirliydi. Her şeye rağmen geçeceği yamaçta patika bile denmeyen koyun, keçi, sığırlar tarafından oluşturulmuş; belli belirsiz izler seçilebiliyordu. Bu patikayı takip ettiği zaman herhangi bir ormana, taşa veya çalı çırpıya sürtünerek de olsa geçebilirdi. Gecenin bu sessizliğinde üzerine basınca kırılan bir çöp, ta uzaklarda da olsa işittiği bir ses Asya’nın tüylerini diken diken ediyordu.
Asya indiği dere yatağından karşı yamaca geçti. Mümkün olduğu kadar ses çıkarmadan yamacı tırmanmaya başladı. Bazen üzerine basınca kırılan ince bir dal veya ot ses çıkarsa da önemi yoktu. Artık böyle cılız seslere alışmıştı.”


